bilgece dökülür her su damlası
külrengi bulutlardan gece yarısı
eski bir acının gözyaşlarına
fısıldar sonra bozmadan sessizliği
bülbülleri anlatır sonra/ ırmağını cennetin
berrakken yüreğim doğmamış bir gün gibi
gökyüzü yeniden mavi
dallar yeniden yeşil
umarsızca küçülür ufukta güneş / gecede ışık
evren küçülür
büyür sancısıyla sevdam / içinden düşlerinin
ruhum kırılgan / ama yürekli
çıkar kimliğinden gizlice ve sessiz
belleğine direnir
ferda balkaya çetin
10 Mart 2009 Salı
8 Mart 2009 Pazar
MUTLU OLMANIN SIRLARI
Ufak şeyleri dert etmeyin.
Kusursuz olmayabileceğinizi kabullenin.
Rahat ve ılımlı olun.
Sevgi elini önce siz uzatın.
Rastgele iyilikler yapın.
Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
Bu ifadeyi iyi anlayın: "Nereye giderseniz siz oradasınız."
Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.
Bulunduğunuz konumda mutlu olmaya bakın.
Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
Varlığınızı bütünüyle kabullenin.
Başkalarını suçlamayı bırakın.
İç dünyanız için zaman ayırın.
Bugünü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
Dr. Richard Carlson
Kusursuz olmayabileceğinizi kabullenin.
Rahat ve ılımlı olun.
Sevgi elini önce siz uzatın.
Rastgele iyilikler yapın.
Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
Bu ifadeyi iyi anlayın: "Nereye giderseniz siz oradasınız."
Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.
Bulunduğunuz konumda mutlu olmaya bakın.
Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
Varlığınızı bütünüyle kabullenin.
Başkalarını suçlamayı bırakın.
İç dünyanız için zaman ayırın.
Bugünü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
Dr. Richard Carlson
7 Mart 2009 Cumartesi
dua
ruhum sükûnet ister açık denizde
bağışla Rabbim duygularımı
varlığım güçsüz senin elinde
ferda balkaya çetin
Dostluk üzerine sözler...
6 Mart 2009 Cuma
BİR DOST İÇİN SONE
Maruzatım odur ki; en iyi bir dostsun
Dağların doruğunda bir çiçek kadar iyi
Sen karanlıkta yüzümüzü ağartan ışık
Resimlerin duvarlarda şakır kuşlar gibi
Sen O'sun her zaman yalansız olan sevgisi
Saksıları sulayan,vazolara can katan
O en koyu, en çaresiz gecelerde bile
Yeri, göğü bir merhabasıyla aydınlatan
Sen O'sun sevince boğan bütün kederleri
Solan, kuruyan, bir çiçek gibi ağlayansın
Ve esen dost bir imbatsın akşam üzerleri
Kalan bir gün gibi yazdan, öyle Haziransın
Yalan değil, biz ne arayıp sende bulduksa
Mutluyuz, dostça gönül tahtına kurulduksa.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
Dağların doruğunda bir çiçek kadar iyi
Sen karanlıkta yüzümüzü ağartan ışık
Resimlerin duvarlarda şakır kuşlar gibi
Sen O'sun her zaman yalansız olan sevgisi
Saksıları sulayan,vazolara can katan
O en koyu, en çaresiz gecelerde bile
Yeri, göğü bir merhabasıyla aydınlatan
Sen O'sun sevince boğan bütün kederleri
Solan, kuruyan, bir çiçek gibi ağlayansın
Ve esen dost bir imbatsın akşam üzerleri
Kalan bir gün gibi yazdan, öyle Haziransın
Yalan değil, biz ne arayıp sende bulduksa
Mutluyuz, dostça gönül tahtına kurulduksa.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
Başarı merdiveninin basamakları
Yüzde 100 - Yaptım.
Yüzde 90 - Yapacağım.
Yüzde 80 - Yapabilirim.
Yüzde 70 - Yapabileceğimi sanıyorum.
Yüzde 60 - Belki yaparım.
Yüzde 50 - Yapabilirdim.
Yüzde 40 - Yapabilirdim sanıyorum.
Yüzde 30 - Keşke yapabilseydim.
Yüzde 20 - Nasıl yapılacağını bilemiyorum.
Yüzde 10 - Yapamam.
Siz bu başarı merdiveninin neresindesiniz?
Yüzde 90 - Yapacağım.
Yüzde 80 - Yapabilirim.
Yüzde 70 - Yapabileceğimi sanıyorum.
Yüzde 60 - Belki yaparım.
Yüzde 50 - Yapabilirdim.
Yüzde 40 - Yapabilirdim sanıyorum.
Yüzde 30 - Keşke yapabilseydim.
Yüzde 20 - Nasıl yapılacağını bilemiyorum.
Yüzde 10 - Yapamam.
Siz bu başarı merdiveninin neresindesiniz?
3 Mart 2009 Salı
Fotoğraf sanatçısı: Yasemin Tangören
beyaz umutlar
nasıl olursa olsun
neden diye sormadan
bugün
yarın
ya da başka zaman
suskunluğa bürününce şarkılar
danseder
anlamsız dizeler
zirveye ulaşmak için
ilk hamlede
ikincide
üçüncü derken
beşincideyim
ellerimde soğuk mevsimler
ve yavaş yavaş uyanırken şehir
ama hâlâ uyuyorken insanlar
işte o an
hissediyorum
uyanıyorum
sancılı gecelerimden
ve ben
umutluyum
doğan güneşten
içim coşar
selam sana yeni gün!
nasıl olursa olsun
neden diye sormadan
yargılamadan
biliyorum
gökyüzü
her gün mavi değil
kararır çoğu an
ama
gerçek acıdır
her zaman...
ve tam sırası
diyorum
işte
tüm şehir ayaklarımdayken
insan olmanın
gururunu
onurunu taşıyorum
yaşarken...bahçesini özleyen kız
neden diye sormadan
bugün
yarın
ya da başka zaman
suskunluğa bürününce şarkılar
danseder
anlamsız dizeler
zirveye ulaşmak için
ilk hamlede
ikincide
üçüncü derken
beşincideyim
ellerimde soğuk mevsimler
ve yavaş yavaş uyanırken şehir
ama hâlâ uyuyorken insanlar
işte o an
hissediyorum
uyanıyorum
sancılı gecelerimden
ve ben
umutluyum
doğan güneşten
içim coşar
selam sana yeni gün!
nasıl olursa olsun
neden diye sormadan
yargılamadan
biliyorum
gökyüzü
her gün mavi değil
kararır çoğu an
ama
gerçek acıdır
her zaman...
ve tam sırası
diyorum
işte
tüm şehir ayaklarımdayken
insan olmanın
gururunu
onurunu taşıyorum
yaşarken...bahçesini özleyen kız
1 Mart 2009 Pazar
Özdemir Asaf' tan...
Umut dalgası oluşturmak
Herhangi bir kadının ya da erkeğin dünyadaki yoksulluk, bilgisizlik, haksızlık ve şiddet gibi binbir türlü kötülüğe karşı yapabileceği hiçbir şey olmadığı inancı kimsenin hevesini kırmasın...
İnsanların pek azı tarihin yönünü değiştirecek kadar güçlüdür, ama her birimiz olayların küçük bir parçasını değiştirmek için çalışabiliriz ve tüm bu eylemlerin toplamı bu kuşağın tarihini yazar...
İnsan tarihini biçimlendiren, sayısız ve çeşitli cesaret ve inanç eylemleridir.
Bir kişi bir ideal için çalıştığı veya başkalarının iyiliği için harekete geçtiği ya da haksızlığa karşı çıktığı her defa ufak bir umut dalgası yaratır. Milyonlarca farklı enerji ve cesaret merkezinden gelip, birbirinin içinden geçen bu dalgalar, en büyük kıyım ve direnç duvarlarını yerle bir edebilecek güçte bir akım yaratırlar.
İnsanların pek azı tarihin yönünü değiştirecek kadar güçlüdür, ama her birimiz olayların küçük bir parçasını değiştirmek için çalışabiliriz ve tüm bu eylemlerin toplamı bu kuşağın tarihini yazar...
İnsan tarihini biçimlendiren, sayısız ve çeşitli cesaret ve inanç eylemleridir.
Bir kişi bir ideal için çalıştığı veya başkalarının iyiliği için harekete geçtiği ya da haksızlığa karşı çıktığı her defa ufak bir umut dalgası yaratır. Milyonlarca farklı enerji ve cesaret merkezinden gelip, birbirinin içinden geçen bu dalgalar, en büyük kıyım ve direnç duvarlarını yerle bir edebilecek güçte bir akım yaratırlar.
Robert F. Kennedy
26 Şubat 2009 Perşembe
Zaman mı Geçip Giden Yoksa Biz mi?
“Zamanla yarışıyoruz.
Yolun başından bir an önce büyüme telaşıyla, sonraları ayak dirememize rağmen artan bir tempodan ve sona doğru zamanın nasıl böyle çabuk akıp gittiğine akıl erdiremeden, çokça pişman ve bir hayli küskün bir edayla tüketiyoruz onu.” diyordu bir yazısında Can Dündar.
“Biz onu tükettik sanırken aslında onun bizi tükettiğini fark ettiğimizde vakit çok geç oluyor.”
Yakalamaya çalıştığımız,
Kaçırdığımız,
Bazen de kaybettiğimiz bir şeydi zaman.
Payımıza düştüğü kadarıyla soluğunu hissederken kimimiz,
Ve yetmezken yirmi dört saat,
Planlayamayız kimimiz de gerektiğince.
Erteleriz.
Acele etmeyiz.
Unuturuz.
Yetiştiremeyiz.
Oysa ki,
Hedeflerimize, isteklerimize ulaşmak için var olan zaman boşa geçirilmeyecek kadar değerlidir. İçinden akıp gidense kendi yaşamımızdır.
Biliriz de, “Zaman mı bizi yönetiyor biz mi zamanı” fazla irdelemeden bırakırız kendimizi akışına.
Statik,
Dinamik ya da…
Algıladığımız yönüyle gelişir yaşam felsefemiz.
Verimli kullanmaksa kişinin inisiyatifinde.
Düşünerek,
Üreterek,
Ve bitmek bilmeyen bir arayışla insanın yeteneklerini geliştirmesi insan olmasının bir sonucu olarak,
Kendisine, topluma ve yaşama bir katkı sunması demek.
İşte en çok da bunun için önemli zamanı etkili kullanmak.
21. yüzyılda yeni değişimlerle baş döndürücü bir hızla geçen zaman,
Ayak uyduramadığımızda esir alıyor bizi.
Oluşan boşluk,
Yeni oluşumları beraberinde getiriyor.
Yaşanmamış “an” ları ve “pişmanlıklar” ı…
Yaşamın kontrolünü elimizde tutmak gerekiyor, başka bir dünyaya bırakmamak için güzel günleri.
Ve bir Afrika atasözü…
“Her sabah Afrika’ da bir ceylan uyanır.
En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika’ da bir aslan uyanır.
En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.
Aslan veya ceylan fark etmez.
Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur…”
ferda balkaya çetin
Yolun başından bir an önce büyüme telaşıyla, sonraları ayak dirememize rağmen artan bir tempodan ve sona doğru zamanın nasıl böyle çabuk akıp gittiğine akıl erdiremeden, çokça pişman ve bir hayli küskün bir edayla tüketiyoruz onu.” diyordu bir yazısında Can Dündar.
“Biz onu tükettik sanırken aslında onun bizi tükettiğini fark ettiğimizde vakit çok geç oluyor.”
Yakalamaya çalıştığımız,
Kaçırdığımız,
Bazen de kaybettiğimiz bir şeydi zaman.
Payımıza düştüğü kadarıyla soluğunu hissederken kimimiz,
Ve yetmezken yirmi dört saat,
Planlayamayız kimimiz de gerektiğince.
Erteleriz.
Acele etmeyiz.
Unuturuz.
Yetiştiremeyiz.
Oysa ki,
Hedeflerimize, isteklerimize ulaşmak için var olan zaman boşa geçirilmeyecek kadar değerlidir. İçinden akıp gidense kendi yaşamımızdır.
Biliriz de, “Zaman mı bizi yönetiyor biz mi zamanı” fazla irdelemeden bırakırız kendimizi akışına.
Statik,
Dinamik ya da…
Algıladığımız yönüyle gelişir yaşam felsefemiz.
Verimli kullanmaksa kişinin inisiyatifinde.
Düşünerek,
Üreterek,
Ve bitmek bilmeyen bir arayışla insanın yeteneklerini geliştirmesi insan olmasının bir sonucu olarak,
Kendisine, topluma ve yaşama bir katkı sunması demek.
İşte en çok da bunun için önemli zamanı etkili kullanmak.
21. yüzyılda yeni değişimlerle baş döndürücü bir hızla geçen zaman,
Ayak uyduramadığımızda esir alıyor bizi.
Oluşan boşluk,
Yeni oluşumları beraberinde getiriyor.
Yaşanmamış “an” ları ve “pişmanlıklar” ı…
Yaşamın kontrolünü elimizde tutmak gerekiyor, başka bir dünyaya bırakmamak için güzel günleri.
Ve bir Afrika atasözü…
“Her sabah Afrika’ da bir ceylan uyanır.
En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika’ da bir aslan uyanır.
En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.
Aslan veya ceylan fark etmez.
Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur…”
ferda balkaya çetin
25 Şubat 2009 Çarşamba
nasıl taşırdı bu yükü dünya olmasaydınız siz...
21 Şubat 2009 Cumartesi
SEVİP DE YANDIKLARIM
bir şiir çek usta
hafif firaklı olsun okkalı olsun
hasret mevzuunda
epeyce sıla olsun
hem anam hem babam
ve duru yüzlü güzel kardeşlerim
en derin, en hüzzam bakışlarıyla oğlum ve de kızım...
sevgiliye selam olsun,
.................bin selam olsun...
gülünce güzelleşirmiş insan
bugün güzelleşmeyelim be usta
bizimkisi bugün de acılı olsun
benim sevdiklerim çok
hasretiyle yandıklarım çok
her birinde, dağlanmış yüreğimden bir koca dilim...
bir şiir çek usta
içinde kadim dostlarım, arkadaşlarım olsun
memleket sürgünü/ hayat vurgunuyuz.. öyle ya;
varsın, memleketim olsun.
bir kuş bile yalnız uçmaz gökyüzünde
yalnız yüzmez suda balık
tek şekerli bir yalnızlık çek usta
yanında şiir olsun.
eline sağlık usta
şiirine sağlık...
hele bir şiir daha çek usta
mühründe nâzım olsun.
hava nasılsa soğuk
hava nasılsa yağmurlu
akıl kârı değil sokaklara vurmak
hele bir şiir daha çek usta
unutma, demli olsun
içinde sevdiklerim, sevip de yandıklarım olsun.
------sevdakâr çelik
hafif firaklı olsun okkalı olsun
hasret mevzuunda
epeyce sıla olsun
hem anam hem babam
ve duru yüzlü güzel kardeşlerim
en derin, en hüzzam bakışlarıyla oğlum ve de kızım...
sevgiliye selam olsun,
.................bin selam olsun...
gülünce güzelleşirmiş insan
bugün güzelleşmeyelim be usta
bizimkisi bugün de acılı olsun
benim sevdiklerim çok
hasretiyle yandıklarım çok
her birinde, dağlanmış yüreğimden bir koca dilim...
bir şiir çek usta
içinde kadim dostlarım, arkadaşlarım olsun
memleket sürgünü/ hayat vurgunuyuz.. öyle ya;
varsın, memleketim olsun.
bir kuş bile yalnız uçmaz gökyüzünde
yalnız yüzmez suda balık
tek şekerli bir yalnızlık çek usta
yanında şiir olsun.
eline sağlık usta
şiirine sağlık...
hele bir şiir daha çek usta
mühründe nâzım olsun.
hava nasılsa soğuk
hava nasılsa yağmurlu
akıl kârı değil sokaklara vurmak
hele bir şiir daha çek usta
unutma, demli olsun
içinde sevdiklerim, sevip de yandıklarım olsun.
------sevdakâr çelik
Bir Afrika atasözü
Her sabah Afrika’ da bir ceylan uyanır.
En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika’ da bir aslan uyanır.
En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.
Aslan veya ceylan fark etmez.
Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur…
En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika’ da bir aslan uyanır.
En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.
Aslan veya ceylan fark etmez.
Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur…
20 Şubat 2009 Cuma
Mutluluğun resmi
Kokusu buram buram tütenLimanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna'nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
Hasretle kucaklayabilseydim
Seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
Kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik meserret kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
O günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler...
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
Anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye'yi
Bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.
İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
Ne boya...
Abidin Dino
14 Şubat 2009 Cumartesi
Söz
Benim en sevdiğim söz senden duyduğum "ben" dir.
Hep yinelediğim söz sana koyduğum "ben" dir.
İyi olmak adına bilgiç olmak istemem,
Seni senlediğim söz, bir-bir oyduğum "ben" dir.
Özdemir Asaf
Hep yinelediğim söz sana koyduğum "ben" dir.
İyi olmak adına bilgiç olmak istemem,
Seni senlediğim söz, bir-bir oyduğum "ben" dir.
Özdemir Asaf
Sabaha Kadar
Dünya o kadar büyük ki;
Bir noktayım ortasında, ne yapsam.
Bazan da o kadar küçülüyor ki dünya,
Devrilecek sanıyorum, kımıldarsam.
Hayat o kadar uzun ki,
Öyle bitmez geliyor ki bir an..
Bir de bakıyorum, o kadar kısalıyor ki;
Ne çıkar, diyorum, bir hayattan
Saadet o kadar lâzım ki yaşayana;
Billâhi can verir uğrunda insan.
Hem o kadar boş ki mesud olmak,
Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.
Ben o kadar önemli kişiyim ki,
O kadar iyiyim ki aklım ve düşüncelerimle.
O kadar fenayım ki ben
Delice niyetlerimle.
Gece; ne kadar karanlık ve sessizsin..
Öyle kaplayorsun ki evleri, yolları, denizleri.
Hem o kadar aydınlık ve seslisin ki;
Çılgınca coşturuyorsun bizleri.
Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun;
Öylesine süslü, öylesine sadesin ki..
Sen o kadar güzelsin ki sabah,
O kadar güzelsin ki.
Özdemir Asaf
GÜNÜN SÖZÜ
İstediğiniz her şeyi söylemek için sadece beş dakikamız kaldığı söylense, telefon etmek istediğimiz her telefon kulübesi, karşısındakilere kendilerini sevdiklerini söyleyenlerle dolu olacaktır.
Christopher Morley
10 Şubat 2009 Salı
Selam Olsun Diyarbekir'e!..
Öyle şehirler vardır ki,
Tarihi dokusuyla, kültürel yapısıyla çeker sizi kendisine.
Esir alır ruhunuzu adeta.
İç sesinize karışır şehrin sesi.
Bütünleşirsiniz bir anda.
Yüreğinizde hissettiğiniz müthiş enerjinin içinde bilinmeyene doğru yol alırken geniş imgelem gücünüzün yeniden dirilişini yaşarsınız.
Bulunduğunuz yer artık sizin için yaşamın merkezidir ve evrene sevinç pırıltıları gönderirsiniz oradan.
Edindiğiniz yeni dostlar sevincinize sevinç katar.Zenginlik katar gönlünüze.
Kısa süreli de olsa ruhunuzda yankılar bırakan tarihi bir şehir daha yerleşir belleğinize.Sizi bağrına basan güzel insanlarıyla.
Yanıbaşınızda,
Teklifsizce bulduğunuz,
Ve beklentisiz…
Ayrılık vakti geldiğinde ise bir hüzün çöreklenir yüreğinize. “Şimdi sırası değil” deseniz de içinizde birikmiş duygularınız nemlendirir bakışlarınızı.
Çünkü zordur ayrılıklar.
Zordur, bırakıp da gitmek.
Bilirsiniz, bir dostun varlığı güç verir her zaman.
Uzaklarda olsalar da…
Ve asla terk etmezler sizi.
Döndüğünüzde,
Bir parçanızda orada kalmıştır çünkü…
***
Tarih 29 Ocak Perşembe.
Diyarbakır yolcusuyum.
Beni ta oralara çeken içten bir davet zarif bir jest.
"Öğretmenim, düğünümde nikah şahidim olur musunuz?"
Öğrencim, Eyüp…
Kırıkkale’de ki ilk mezunlarımdan.
Diyarbakırlı.
Ve halen orada ikamet ediyor.
Askere giderken görüşmüştük en son.
Sanırım üç yıl önceydi.
Öğretmen olanlar iyi bilir ki, öğrenci-öğretmen ilişkisi apayrıdır.
Öğrencileriniz,
Öğrenciniz olmaktan öte oğlunuzdur, kızınızdır.
Canlarınızdır.
Emeğinizdir.
Sunduğunuz koşulsuz sevginizdir.
İşte bundandır kalkıp da Diyarbakırlar’a gidişimiz.
Bu yüzdendir.
Emekli olduktan sonra da öğretmen kalabilmek bu olmalı.
***
Diyarbakır!.
Kültür ve tarih şehri…
Tarihin her döneminde büyük medeniyetlerin zengin ve kültürel değerlerini günümüze taşıyan ve tarihi dokusunu en iyi koruyan şehirlerimizden biri.
Şehrin saklı güzelliklerini belleğimize kaydediyoruz.
Gazi Köşkü, Surlar, Kervansaray, Dicle üzerindeki On Gözlü Köprü…
Ve düğün boyunca çektiğimiz tüm zarafetiyle Diyarbakır halayı…
***
Beş günlük ziyaretimiz muhteşemdi, yaşanan tatlı telaşlarla ve koşuşturmalarla.
Başlangıçta yaptığım uzun giriş boşuna değildir.
Boşuna değildir, bir şehirde yaşayan insanların o şehrin köklü kültürüyle bütünleşmesi.
Olanca içtenlikleri, sıcacık yürekleriyle bize ev sahipliği yapan öğrencimin amcası sevgili Aykut Bey, zarif eşi ve şirin kızları...
Selam olsun size!
Siz güzel insanlara...
Bin selam olsun ve binlerce teşekkürler bir kez daha…
ferda balkaya çetin
Tarihi dokusuyla, kültürel yapısıyla çeker sizi kendisine.
Esir alır ruhunuzu adeta.
İç sesinize karışır şehrin sesi.
Bütünleşirsiniz bir anda.
Yüreğinizde hissettiğiniz müthiş enerjinin içinde bilinmeyene doğru yol alırken geniş imgelem gücünüzün yeniden dirilişini yaşarsınız.
Bulunduğunuz yer artık sizin için yaşamın merkezidir ve evrene sevinç pırıltıları gönderirsiniz oradan.
Edindiğiniz yeni dostlar sevincinize sevinç katar.Zenginlik katar gönlünüze.
Kısa süreli de olsa ruhunuzda yankılar bırakan tarihi bir şehir daha yerleşir belleğinize.Sizi bağrına basan güzel insanlarıyla.
Yanıbaşınızda,
Teklifsizce bulduğunuz,
Ve beklentisiz…
Ayrılık vakti geldiğinde ise bir hüzün çöreklenir yüreğinize. “Şimdi sırası değil” deseniz de içinizde birikmiş duygularınız nemlendirir bakışlarınızı.
Çünkü zordur ayrılıklar.
Zordur, bırakıp da gitmek.
Bilirsiniz, bir dostun varlığı güç verir her zaman.
Uzaklarda olsalar da…
Ve asla terk etmezler sizi.
Döndüğünüzde,
Bir parçanızda orada kalmıştır çünkü…
***
Tarih 29 Ocak Perşembe.
Diyarbakır yolcusuyum.
Beni ta oralara çeken içten bir davet zarif bir jest.
"Öğretmenim, düğünümde nikah şahidim olur musunuz?"
Öğrencim, Eyüp…
Kırıkkale’de ki ilk mezunlarımdan.
Diyarbakırlı.
Ve halen orada ikamet ediyor.
Askere giderken görüşmüştük en son.
Sanırım üç yıl önceydi.
Öğretmen olanlar iyi bilir ki, öğrenci-öğretmen ilişkisi apayrıdır.
Öğrencileriniz,
Öğrenciniz olmaktan öte oğlunuzdur, kızınızdır.
Canlarınızdır.
Emeğinizdir.
Sunduğunuz koşulsuz sevginizdir.
İşte bundandır kalkıp da Diyarbakırlar’a gidişimiz.
Bu yüzdendir.
Emekli olduktan sonra da öğretmen kalabilmek bu olmalı.
***
Diyarbakır!.
Kültür ve tarih şehri…
Tarihin her döneminde büyük medeniyetlerin zengin ve kültürel değerlerini günümüze taşıyan ve tarihi dokusunu en iyi koruyan şehirlerimizden biri.
Şehrin saklı güzelliklerini belleğimize kaydediyoruz.
Gazi Köşkü, Surlar, Kervansaray, Dicle üzerindeki On Gözlü Köprü…
Ve düğün boyunca çektiğimiz tüm zarafetiyle Diyarbakır halayı…
***
Beş günlük ziyaretimiz muhteşemdi, yaşanan tatlı telaşlarla ve koşuşturmalarla.
Başlangıçta yaptığım uzun giriş boşuna değildir.
Boşuna değildir, bir şehirde yaşayan insanların o şehrin köklü kültürüyle bütünleşmesi.
Olanca içtenlikleri, sıcacık yürekleriyle bize ev sahipliği yapan öğrencimin amcası sevgili Aykut Bey, zarif eşi ve şirin kızları...
Selam olsun size!
Siz güzel insanlara...
Bin selam olsun ve binlerce teşekkürler bir kez daha…
ferda balkaya çetin
8 Şubat 2009 Pazar
ince çizgi
son maviler doldururken geceyi
zaman telaşlı
yüreğim sabırsız
dur biraz...
ferda balkaya çetin
zaman telaşlı
yüreğim sabırsız
dur biraz...
ferda balkaya çetin
İnsanların çoğu...
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
W.Shakespeare
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
W.Shakespeare
7 Şubat 2009 Cumartesi
Diyarbakır' dan selamlar...

GAZİ KÖŞKÜ
Gazi köşkü, 16. yüzyıla ait olan bir Akkoyunlu eseri. Diyarbakır`ın hemen dışında yer alıyor. 16. kolordu komutanı olarak Diyarbakır`a atanan Gazi Mustafa Kemal, çok sevdiği bu köşkte 11 ay kalmıştır...1937 yılında Diyarbakır`a geldiğinde, köşk sahiplerinden satın alınarak armağan edilmiş. Köşk bugün valilik tarafından müze olarak kullanılıyor...
6 Şubat 2009 Cuma
5 Şubat 2009 Perşembe
ORDA KALDIM
giden gitti (yiten zaman)
açtığın kapıdan girdim, adımı söyledim
işte orda kaldım
herkes nerde? (gibi yanlarında durdum)
yiten zaman (onlar öyle sandı)
hiç ayrılmadım ki (aklım)
ben orda kaldım
senden bana hiç durmadan akan neyse
olsan olmasan
yansıladım (yüreğim, ben)
sen yoksan da iki olduk
gidenlerle gittim (gibi)
dünya (zaman)
ben orda kaldım
Gülten Akın
açtığın kapıdan girdim, adımı söyledim
işte orda kaldım
herkes nerde? (gibi yanlarında durdum)
yiten zaman (onlar öyle sandı)
hiç ayrılmadım ki (aklım)
ben orda kaldım
senden bana hiç durmadan akan neyse
olsan olmasan
yansıladım (yüreğim, ben)
sen yoksan da iki olduk
gidenlerle gittim (gibi)
dünya (zaman)
ben orda kaldım
Gülten Akın
4 Şubat 2009 Çarşamba
YÜREĞİNDE OLMASAYDIM
Bir küçük çocuk başını kaldırıp
Bir yıldıza baktı ve ağlamaya başladı.
Yıldız ona "Neden ağlıyorsun çocuğum?" dedi.
Çocuk ona, "O kadar uzaktasın ki
Hiçbir zaman sana dokunamayacağım."
Ve yıldız yanıtladı çocuğu
"Zaten yüreğinde olmasaydım senin,
Beni göremezdin ki."
John Magliola
Bir yıldıza baktı ve ağlamaya başladı.
Yıldız ona "Neden ağlıyorsun çocuğum?" dedi.
Çocuk ona, "O kadar uzaktasın ki
Hiçbir zaman sana dokunamayacağım."
Ve yıldız yanıtladı çocuğu
"Zaten yüreğinde olmasaydım senin,
Beni göremezdin ki."
John Magliola
netice...
demek ki neymiş:
derdimi dinledim, derdimden iğrendim.
onun derdini gördüm, derdime imrendim...
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti,
Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür...
derdimi dinledim, derdimden iğrendim.
onun derdini gördüm, derdime imrendim...
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti,
Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür...
27 Ocak 2009 Salı
ölüme çare buldum
yaşamak
iyileri ve kötüleri
ikiye bölmemektir
ölüme çare buldum
insanları sevmek
hiç ölmemektir
Hüseyin Avni Dede
iyileri ve kötüleri
ikiye bölmemektir
ölüme çare buldum
insanları sevmek
hiç ölmemektir
Hüseyin Avni Dede
25 Ocak 2009 Pazar
ESKİDENDİ ÇOK ESKİDEN
Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.
Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.
MURATHAN MUNGAN
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.
Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.
MURATHAN MUNGAN
ESKİDEN
Çember çevrilir,
Su musluktan içilir,
Ağaçlara tırmanılırdı.
Bebekler bezden, silahlar tahtadan,
Resimler kömür karasından yapılırdı.
Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin
İsimleri konulur
Saatli maarif okunurdu
Komşuda pişen, bize de düşer
Bizde pişen komşuya düşerdi
Geceler ayaz, sokaklar karanlık,
Yıldızlar parlak olurdu
Turşu, salça, mantı evde yapılır
Karpuz kuyuda soğutulurdu
Erik ağacının çiçeği pencere camımıza yaslanır
Güz yaprakları bahçemize düşerdi
Kardan adam yapılır, evlerde soba yakılır
Kış gecelerinde masal anlatılırdı
Merdiven çıkılır, aidat ödenmez, yönetici seçilmezdi
Evler badanalı, sokaklar lambasız
Mahalleler bekçili olurdu
Ajans radyodan dinlenir
Çizgili roman okunur
Defterlere kenar süsü yapılırdı
Hayat, arkası yarın gibiydi
Kesintisizdi
Her gün yaşanacak bir şey vardı
Herkes kendi düşünü kurar
Kendi hayatını oynardı
Şimdi
Hayat tek perdelik bir oyun
Stand-up bir yalnızlık gibi
Şimdi
Herkes
Yoğun
Yorgun
Ve
Tek başına
Can DÜNDAR
Su musluktan içilir,
Ağaçlara tırmanılırdı.
Bebekler bezden, silahlar tahtadan,
Resimler kömür karasından yapılırdı.
Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin
İsimleri konulur
Saatli maarif okunurdu
Komşuda pişen, bize de düşer
Bizde pişen komşuya düşerdi
Geceler ayaz, sokaklar karanlık,
Yıldızlar parlak olurdu
Turşu, salça, mantı evde yapılır
Karpuz kuyuda soğutulurdu
Erik ağacının çiçeği pencere camımıza yaslanır
Güz yaprakları bahçemize düşerdi
Kardan adam yapılır, evlerde soba yakılır
Kış gecelerinde masal anlatılırdı
Merdiven çıkılır, aidat ödenmez, yönetici seçilmezdi
Evler badanalı, sokaklar lambasız
Mahalleler bekçili olurdu
Ajans radyodan dinlenir
Çizgili roman okunur
Defterlere kenar süsü yapılırdı
Hayat, arkası yarın gibiydi
Kesintisizdi
Her gün yaşanacak bir şey vardı
Herkes kendi düşünü kurar
Kendi hayatını oynardı
Şimdi
Hayat tek perdelik bir oyun
Stand-up bir yalnızlık gibi
Şimdi
Herkes
Yoğun
Yorgun
Ve
Tek başına
Can DÜNDAR
GÜNÜN SÖZÜ
İstediğiniz her şeyi söylemek için sadece beş dakikanız kaldığı söylense, telefon etmek istediğimiz her telefon kulübesi, karşısındakilere kendilerini sevdiklerini söyleyenlerle dolu olacaktır.
Christopher Morley
Christopher Morley
23 Ocak 2009 Cuma
sızıyla gelen...
yaşamı solurum her sabah derinliğinden / eşsiz
şiirsel bir değişim ruhumda / sessiz
arınıp bir çırpıda acılarından evrenin
büyüyen sevdamla gün be gün / gösterişsiz...
karışsam da bazen dipsiz karanlıklara binlerce sesle
sarar ay'ın pırıltısı / bir dizi yalnızlığımı / özlemle
biter ayrılıklarım aydınlık gelişinden / gece yarısı
ulaşır coşkusu kırmızı ufkundan denizin / vaktinden önce...
varsın en içlisinden yazılsın şiirlerim karışsın yağmurlara
nedir kalacak olan geriye benden sonra
usulca silecek izlerimi oysa güçlü elleriyle zaman
ya da ölümsüzleştirip taşıyacak beni en güzel baharlara...
ferda balkaya çetin
şiirsel bir değişim ruhumda / sessiz
arınıp bir çırpıda acılarından evrenin
büyüyen sevdamla gün be gün / gösterişsiz...
karışsam da bazen dipsiz karanlıklara binlerce sesle
sarar ay'ın pırıltısı / bir dizi yalnızlığımı / özlemle
biter ayrılıklarım aydınlık gelişinden / gece yarısı
ulaşır coşkusu kırmızı ufkundan denizin / vaktinden önce...
varsın en içlisinden yazılsın şiirlerim karışsın yağmurlara
nedir kalacak olan geriye benden sonra
usulca silecek izlerimi oysa güçlü elleriyle zaman
ya da ölümsüzleştirip taşıyacak beni en güzel baharlara...
ferda balkaya çetin
21 Ocak 2009 Çarşamba
AKROSTİŞ
"F erda senin; senin bu teceddüt, bu inkilâb..."
E bedi bir yolculuktan sesleniyor sanki bana usta şair
"R azı olur musun, taşa tutsun şu serseri?"
"D urmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır."
A nlıyorum durmak yok, çok çalışmanın zamanı şimdi...
E bedi bir yolculuktan sesleniyor sanki bana usta şair
"R azı olur musun, taşa tutsun şu serseri?"
"D urmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır."
A nlıyorum durmak yok, çok çalışmanın zamanı şimdi...
20 Ocak 2009 Salı
Günün sözü...
Ömer Hayyam,
"Ben hayattan, ona olan hayranlığımdan başka bir şey öğrenmedim" der. Harikalar çağı olan zamanımızda, bizim mucizelere olan duyumuzu kaybetmemiz çok acı bir şey olurdu. Dimağı gençleştiren şeyler sürpriz ve sevgidir.
Harold Nicolson
"Ben hayattan, ona olan hayranlığımdan başka bir şey öğrenmedim" der. Harikalar çağı olan zamanımızda, bizim mucizelere olan duyumuzu kaybetmemiz çok acı bir şey olurdu. Dimağı gençleştiren şeyler sürpriz ve sevgidir.
Harold Nicolson
ABORİJİNLERİN DUASI
Seni ayakta tutmaya yetecek denli güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim. Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek denli güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek denli yağmur diliyorum.
Ruhunu canlı tutmaya yetecek denli mutluluk diliyorum.
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılamasına yetecek denli acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek denli kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi taktir etmene yetecek denli kayıp diliyorum. Son "elveda" yı atlatmana yetecek denli "Merhaba" diliyorum.
Ruhunu canlı tutmaya yetecek denli mutluluk diliyorum.
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılamasına yetecek denli acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek denli kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi taktir etmene yetecek denli kayıp diliyorum. Son "elveda" yı atlatmana yetecek denli "Merhaba" diliyorum.
19 Ocak 2009 Pazartesi
NERGİS ÇİÇEĞİ
Gözlerinizle dinliyorsunuz siz...
Bir öykü anlatmak istiyorum bu nedenle:
Bir nergis çiçeği ölmüş. Çayırdaki çiçekler, ırmaktan birkaç damla su istemişler, ona gözyaşı dökmek için.
"Bendeki tüm su damlaları gözyaşı olsa, nergis için dökeceğim yaşlara yetmez. Onu çok severdim," demiş ırmak.
"Nergisi kim sevmezdi? O kadar güzeldi ki..." diye yanıt vermiş, çayırdaki çiçekler. "Gerçekten güzel miydi?" diye sorunca ırmak, "Senden iyi kim bilebilir bunu? Kıyında eğilip suyunda kendi güzelliğine bakardı her gün," demişler. Irmağın yanıtı şöyle olmuş:
"Onu sevmemin nedeni, bana eğilip baktığında, suyumun yansımasını görmemdi gözlerinde..."
Oscar Wilde
Bir öykü anlatmak istiyorum bu nedenle:
Bir nergis çiçeği ölmüş. Çayırdaki çiçekler, ırmaktan birkaç damla su istemişler, ona gözyaşı dökmek için.
"Bendeki tüm su damlaları gözyaşı olsa, nergis için dökeceğim yaşlara yetmez. Onu çok severdim," demiş ırmak.
"Nergisi kim sevmezdi? O kadar güzeldi ki..." diye yanıt vermiş, çayırdaki çiçekler. "Gerçekten güzel miydi?" diye sorunca ırmak, "Senden iyi kim bilebilir bunu? Kıyında eğilip suyunda kendi güzelliğine bakardı her gün," demişler. Irmağın yanıtı şöyle olmuş:
"Onu sevmemin nedeni, bana eğilip baktığında, suyumun yansımasını görmemdi gözlerinde..."
Oscar Wilde
17 Ocak 2009 Cumartesi
SENİ SAKLAYACAĞIM
Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya...
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım...
Anlayacaksın.
Özdemir Asaf
Yazdıklarımda, çizdiklerimde
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya...
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım...
Anlayacaksın.
Özdemir Asaf
MEVLANA'DAN...
Ne güzel şeydir,
her gün bir yerde konaklamak,
Akarsu, donma korkusundan, elbette uzak!
Dün geçti, dünün sözü de dünle geçip gitti,
Bugün, yepyeni bir söz söylemeli muhakkak!
4 Ocak 2009 Pazar
Karmaşık...Ama İnsanca...
Çıkarak yaşamın içinden,
Birbirinin içine gizlenmiş özlemin, mutluluğun imgesel buluşmasında,
Sıcacık bir dokunuşun tılsımından esinle denize, ardından okyanusa akan coşkun bir ırmak yüreğim…
Gerçeğini yansıtan bir fotoğrafın bakarken derinliğine, anlamlı bir dostluğun başlangıcına tanıklık eder gibi gözlerim. Kaygı taşımadan.
Beni ele geçiren,
İçselleştirdiğim,
Şiirsel bir yaşamın içinde zihnimde biriktirdiklerimdi,
duran bir zamanda, bilgece…
Harekete geçiriyor yapabileceklerimi bahardan kalma bir dürtüyle, bu mevsimde…
Ve bütün bir gece uykuma egemen olan düşüncelerim hoş bir zaman ritüeliyle yansıyor sözcüklerime.
Kesişen bir yaşamın ipuçlarını keşfediyorum estetik çizgilerinden,
Uzlaşarak da kendimle,
Koşulsuz sevmenin güzelliğini taşıyorum evrene,
Öğrendiklerimle…
Yazılmayı beklerken şehrin son haberleri,
Minicik ışıltılara yüklediğim anlamlar sarsıyor beni her seferinde.
Billurlaşıyor duygularım.
Büyülü bir raksa eşlik eder gibi kutsanıyor ışığından ay’ın,
Her bir notadan ayrı ayrı yükselen serenatlarla…
Yağmurda ıslanıncaya,
Karda üşüyünceye kadar dalıyorum yaşamın tam ortasına…
Duygularıma tanıdığım özgürlük, “özel olma”nın muhteşemliğini hissettirmeli insan olmama…
ferda balkaya çetin
Birbirinin içine gizlenmiş özlemin, mutluluğun imgesel buluşmasında,
Sıcacık bir dokunuşun tılsımından esinle denize, ardından okyanusa akan coşkun bir ırmak yüreğim…
Gerçeğini yansıtan bir fotoğrafın bakarken derinliğine, anlamlı bir dostluğun başlangıcına tanıklık eder gibi gözlerim. Kaygı taşımadan.
Beni ele geçiren,
İçselleştirdiğim,
Şiirsel bir yaşamın içinde zihnimde biriktirdiklerimdi,
duran bir zamanda, bilgece…
Harekete geçiriyor yapabileceklerimi bahardan kalma bir dürtüyle, bu mevsimde…
Ve bütün bir gece uykuma egemen olan düşüncelerim hoş bir zaman ritüeliyle yansıyor sözcüklerime.
Kesişen bir yaşamın ipuçlarını keşfediyorum estetik çizgilerinden,
Uzlaşarak da kendimle,
Koşulsuz sevmenin güzelliğini taşıyorum evrene,
Öğrendiklerimle…
Yazılmayı beklerken şehrin son haberleri,
Minicik ışıltılara yüklediğim anlamlar sarsıyor beni her seferinde.
Billurlaşıyor duygularım.
Büyülü bir raksa eşlik eder gibi kutsanıyor ışığından ay’ın,
Her bir notadan ayrı ayrı yükselen serenatlarla…
Yağmurda ıslanıncaya,
Karda üşüyünceye kadar dalıyorum yaşamın tam ortasına…
Duygularıma tanıdığım özgürlük, “özel olma”nın muhteşemliğini hissettirmeli insan olmama…
ferda balkaya çetin
HERKES VE BİRKAÇ KİŞİ

Yağmur Herkese Yağar
Güneş Isıtır Herkesi
Mevsimler Herkes İçindir
Yalnız Çığ Altında Kalan
Sele Kapılan Her Zaman Bir Kaç Kişi
Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da
Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan
Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık
Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan
Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa
Kimi Hiçbirşey Ögrenmez Karanlıktan
Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi
Kimi Ayrılamaz Karanlıktan
Yağmur Herkese Yağar
Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini
Onca Şarkı Onca Film Onca Roman
Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi
Çığ Altında Kalan Sele Kapılan
Aşktan Ve Acıdan Ölen
Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter
Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan
Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider
Geçer Gider Herkes
Hikayelerdir Geriye Kalan.
Murathan Mungan
Güneş Isıtır Herkesi
Mevsimler Herkes İçindir
Yalnız Çığ Altında Kalan
Sele Kapılan Her Zaman Bir Kaç Kişi
Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da
Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan
Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık
Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan
Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa
Kimi Hiçbirşey Ögrenmez Karanlıktan
Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi
Kimi Ayrılamaz Karanlıktan
Yağmur Herkese Yağar
Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini
Onca Şarkı Onca Film Onca Roman
Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi
Çığ Altında Kalan Sele Kapılan
Aşktan Ve Acıdan Ölen
Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter
Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan
Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider
Geçer Gider Herkes
Hikayelerdir Geriye Kalan.
Murathan Mungan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






































