29 Şubat 2012 Çarşamba
Haiukulardan Seçmeler
Neler neler getiriyor
insanın aklına -
şu çiçek açan kiraz!
BAŞO
Yağışını
birlikte seyrettiğimiz kar
bu yıl gene yağdı mı?
BAŞO
Her yer öyle sessiz ki,
kayaları deliyor
ağustosböceğinin sesi
BAŞO
27 Şubat 2012 Pazartesi
SEVGİ DURAĞI
sözverdiğimiz yerde buluştuk
sözverdiğimiz zamanda değil.
ben yirmi yıl erken gelip bekledim
sen geldin yirmi yıl geç
ben seni beklemekten yaşlıyım
sense beklettiğin için genç
Aziz Nesin
sözverdiğimiz zamanda değil.
ben yirmi yıl erken gelip bekledim
sen geldin yirmi yıl geç
ben seni beklemekten yaşlıyım
sense beklettiğin için genç
Aziz Nesin
AŞK
Gerçek aşk sevgilinin bütün kusurlarını görür ve sever...
Aşk inanmanın şiiridir. Aşk şüphe etmez. Aşk kıskanmaz. Aşk iğrenmez. Aşk çirkin bulmaz. Aşk küçümsemez. Aşk bencilliğin, kendini sevgiliden daha üstün görmenin, buhranın ve kötümserliğin tam zıddıdır. Aşk istemez, yalnız verir.
Aşk bir mücadele değil âhenktir...
Aşk bunun için ilâhidir...
Gerçek aşkın bir tek değişmez vasfı vardır: Tükenmezlik...
Aşk engellere ve hücuma uğradıkça kuvvetlenen ihtirastır. Rakipsizdir, yenilmez...
Aşk kendi saadetini bir başkasınınkine feda etmektir...
Aşk bir mücadele değil âhenktir...
Aşk bunun için ilâhidir...
Gerçek aşkın bir tek değişmez vasfı vardır: Tükenmezlik...
Aşk engellere ve hücuma uğradıkça kuvvetlenen ihtirastır. Rakipsizdir, yenilmez...
Aşk kendi saadetini bir başkasınınkine feda etmektir...
Peyami Safa
21 Şubat 2012 Salı
19 Şubat 2012 Pazar
3 Şubat 2012 Cuma
22 Ocak 2012 Pazar
20 Ocak 2012 Cuma
Her sevinç bir acıyı taşır yedeğinde
Onları sanki ince bir duvar ayırır
Sen ikisini de tattın, der içimdeki o ses
Ve hayat böyle, diye bağırır
Mutluluğun yüreğime sığmadığı günlerim oldu
(seninle
Sanki yeni dillenen bir çocuktum
Önüme ilk çıkanı öldürmek istediğim günler de
(oldu
Dokunsalar ağlayacaktım
Hayatım uçsuz bucaksız bir karanlıkta uzuyor
Küçük bir ateşböceği gibi parlıyorsun sen
Bir yanım sevinç diyorum bir yanım acı
Seçerim birini, sen hangisini seçersen...
Ahmet Erhan
ÖTEKİ ŞİİRLER
1976-1991
Onları sanki ince bir duvar ayırır
Sen ikisini de tattın, der içimdeki o ses
Ve hayat böyle, diye bağırır
Mutluluğun yüreğime sığmadığı günlerim oldu
(seninle
Sanki yeni dillenen bir çocuktum
Önüme ilk çıkanı öldürmek istediğim günler de
(oldu
Dokunsalar ağlayacaktım
Hayatım uçsuz bucaksız bir karanlıkta uzuyor
Küçük bir ateşböceği gibi parlıyorsun sen
Bir yanım sevinç diyorum bir yanım acı
Seçerim birini, sen hangisini seçersen...
Ahmet Erhan
ÖTEKİ ŞİİRLER
1976-1991
17 Ocak 2012 Salı
Bir eşi olmalı insanın
Bir eşi olmalı insanın
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur O’nun sesini.
Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan eve dönerken,
Cennetten köşe almışçasına
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı…
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın
Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!!
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim..
CAN YÜCEL
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur O’nun sesini.
Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan eve dönerken,
Cennetten köşe almışçasına
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı…
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın
Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!!
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim..
CAN YÜCEL
10 Ocak 2012 Salı
1 Ocak 2012 Pazar
serenad
çiçekler toplamalıyım sana kekik kokulu dağların yamacından
yıldızlara bir tebessümle selamlar gönderip gizliden
işte ellerim / çocuk ellerimden uzatıyorum mahcup bir edayla/
bağışla / neden avuçlarımda yansısı var toprağının
/ anlatamam...
kanatlarına bırakıyorum kuşların / meltemli sesini biraz da ıhlamur esintili
yavaş yavaş yol alsınlar dolunayın ışığından ki ümitler hiç tükenmesin
başım dizlerindedir bir gölge gibi süzülüp gelmişim gözpınarlarım nemlidir
bir dolu öyküsü vardır yağmurların içli yağar gecelerden
/ bakamam...
ey can!./ sen ki yediveren güller gibi açansın yüreğime / efsunundan değil mi sözlerinin
hep böyle gökkuşağından aksın renklerin tenime güneşin en sıcağından
ve en içten seslenişlerinle çağır beni uykularına okyanuslar aşıp geleyim
sonu gelmez düşlerimle / ve bil ki -sensiz- kendime bir yer
bulamam...
ferda balkaya çetin
yıldızlara bir tebessümle selamlar gönderip gizliden
işte ellerim / çocuk ellerimden uzatıyorum mahcup bir edayla/
bağışla / neden avuçlarımda yansısı var toprağının
/ anlatamam...
kanatlarına bırakıyorum kuşların / meltemli sesini biraz da ıhlamur esintili
yavaş yavaş yol alsınlar dolunayın ışığından ki ümitler hiç tükenmesin
başım dizlerindedir bir gölge gibi süzülüp gelmişim gözpınarlarım nemlidir
bir dolu öyküsü vardır yağmurların içli yağar gecelerden
/ bakamam...
ey can!./ sen ki yediveren güller gibi açansın yüreğime / efsunundan değil mi sözlerinin
hep böyle gökkuşağından aksın renklerin tenime güneşin en sıcağından
ve en içten seslenişlerinle çağır beni uykularına okyanuslar aşıp geleyim
sonu gelmez düşlerimle / ve bil ki -sensiz- kendime bir yer
bulamam...
ferda balkaya çetin
27 Aralık 2011 Salı
ÖZLEM
Şimdi tarlalarda güneş vardır,
Karlar donmuştur otların uçlarında,
Artık akşamları dinlenemem
Başım avuçlarında.
İçi korku dolu kış gecesi
Hiç yatağın yok mu sıcak!
Dağları dolduran kır çiçeği
Hangi rüzgârlar seni koklayacak!
Saçlarımı kesip rüzgâra atacağım!
Ta ki haber götürsün bir gün sana!
İçimde bir şeytan var, diyor ki:
Aklına ne gelirse yapsana.
Ben bu şiiri yazdım atlı talimde
Bulunduğum şehir Istanbul'du,
Ağır ağır kar yağıyordu,
Atımın yelesi bulut renginde.
Cahit Külebi
Karlar donmuştur otların uçlarında,
Artık akşamları dinlenemem
Başım avuçlarında.
İçi korku dolu kış gecesi
Hiç yatağın yok mu sıcak!
Dağları dolduran kır çiçeği
Hangi rüzgârlar seni koklayacak!
Saçlarımı kesip rüzgâra atacağım!
Ta ki haber götürsün bir gün sana!
İçimde bir şeytan var, diyor ki:
Aklına ne gelirse yapsana.
Ben bu şiiri yazdım atlı talimde
Bulunduğum şehir Istanbul'du,
Ağır ağır kar yağıyordu,
Atımın yelesi bulut renginde.
Cahit Külebi
23 Aralık 2011 Cuma
22 Aralık 2011 Perşembe
Yaşama Dair
"Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır…
Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur…
Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur…
Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır…
Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur"…
Goethe
15 Aralık 2011 Perşembe
11 Aralık 2011 Pazar
UÇURUM, SU, KIRLANGIÇ
Alnın bir uçurum önce gözlerimin sonra dudaklarımın düştüğü ve her seferinde saçlarına takılıp kaldığı bir uçurum Serin bir su alnının kokusu Bu çok sıcak şehirde birdenbire önüne çıkan yenileyen dirilten serin bir su Gözlerin yükü ağır iki kırlangıç Bana doğru kalbime doğru uçan uçan iki kırlangıç Kimi zaman değip geçen kimi zaman çarpıp kalan karanlık şeylerden aydınlıklar taşıyan sevinçle kederi aşkla çileyi bugünle yarını yansıtan iki kırlangıç
Süreyya BERFE
1 Aralık 2011 Perşembe
27 Kasım 2011 Pazar
24 Kasım 2011 Perşembe
BENİM CANIM ÖĞRETMENİM...
Sevgi dolu yüreğiyle,
Sanki annem gibi...
Şefkat dolu sözleriyle
Sanki babam gibi...
Bize bilgi öğretirsin
Sen bizim meleğimizsin
Yüreğimizde hep sen
Birincisin...
Şefkat dolu sözler onda
Sevgi dolu yürek onda
Bizi kucaklayan kollar onda
Benim CANIM ÖĞRETMENİM...
Bermina Kılıç
Bilim ve Sanat Merkezi
21 Kasım 2011 Pazartesi
20 Kasım 2011 Pazar
19 Kasım 2011 Cumartesi
SENİ DÜŞÜNÜRÜM
Seni düşünürümAnamın kokusu gelir burnuma
Dünya güzeli anamın
Binmişsin atlıkarıncasına içimdeki bayramın
Fırdönersin eteklerinle saçların uçuşur
Bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü
Sebebi ne
Seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın
Sen böyle uzakken senin sesini duyup
Yerimden fırlamamın sebebi ne?
Diz çöküp bakarım ellerine
Ellerine dokunmak isterim
Dokunamam
Arkasından camın
Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
Alaca karanlığımda oynadığım dramın
NAZIM HİKMET
17 Kasım 2011 Perşembe
YAĞMUR ÖNCESİ
sulara daldı / kürekler sessizce
bu ıslığın artık nöbet değişimi
koştuğunu hepten unuturlar
_____ saldırıya kalkarlarken
gerçek bir mahzende
_____ oval pencereler
yakışıklı / esmer bir çocuktu
ve dışarıdan sızan solgun ışıkta
_____ saat beşi çalıyor
_____ alev alev yanıyordu
labirentin bir yerlerinde gizlenmiş;
küçük / kara baca,
________ tüterek,
____________ duman püskürerek
meydan okuyor gibiydi
*
bu ıslığın artık nöbet değişimi
koştuğunu hepten unuturlar
_____ saldırıya kalkarlarken
gerçek bir mahzende
_____ oval pencereler
yakışıklı / esmer bir çocuktu
ve dışarıdan sızan solgun ışıkta
_____ saat beşi çalıyor
_____ alev alev yanıyordu
labirentin bir yerlerinde gizlenmiş;
küçük / kara baca,
________ tüterek,
____________ duman püskürerek
meydan okuyor gibiydi
*
sabahleyin yağmur yağıyordu.......................
*Ref RANNE
çEviri: sevdakâr çelik /26.o3.2oo8
***
14 Kasım 2011 Pazartesi
gizli saklı
uykularımı bölüyor şimdi
kulağımda ezgili sesin
ellerin benim ellerimde
geceye fısıldıyor ılık nefesin
içime sığdıramadığım düşlerim
akan ırmak gibi coşku seli
ilkyaz akşamlarında
ilk busenin tadı gibi
bahçesini özleyen kız
12 Kasım 2011 Cumartesi
Yaşanmamış hatıralar

Yaşanmamış hatıralar bilirim Büyülü sonbahar akşamlarında
Bulutlar üstünde su kenarında
Yalnız hayal edilen hatıralar
İşte; en ürpertici nağmelerle
Bizim şarkımızı söyliyen rüzgar
Sen dudağında gülümsemelerle
Ben gözyaşlarımla, bu alemdeyim
Fakat yine bizbize, başbaşayız
Duymasan düşünmesen de; unutma
Bir daha bu anı yaşıyamayız.
-II-
Görülmemiş manzaralar bilirim
Karda, kışta, belki de ilkbaharda
Hür denizlerde, kuytu ormanlarda
Sadece hissedilen manzaralar
Bak. Dinle, neler anlatıyor yağmur
Üşüyorum üşüyorum beni sar
Karanlık başladı, gitme ne olur
inan değişen manzaralar değil
Kilometreler ayıramadı bizi
Fakat bir gün gelir de birleştirir
Beyaz bir güvercin kanadı bizi
-III-
Söylenilmemiş mısralar bilirim
Hüzün dolu yağmurlu gecelerde
Alev çalgılarının sustuğu yerde
Yalnız, yalnız düşünülen mısralar
Bilinmeyen şeyler huzur içinde
Bilmenin bilinmez bir korkusu var
Bak bütün rüyalarım nur içinde
Çünkü, bugün havasını kokladığın
denizaşırı bir diyar bilirim
Ve o diyarda seninle beraber
Yaşanmamış hatıralar bilirim.
Ümit Yaşar Oğuzcan
26 Ekim 2011 Çarşamba
Akşam üstü rüyası
Akşam üstü rüyasıŞimdi gemiler geçer uzaklardan
Gönlüm güvertede sereserpedir.
Işıklı geceler,saz sesleri, peynir ekmek
Ne biletim ne param ne dostum var
Pır pır eder yüreğim bakındıkça...
-Uyan Turgut um, garibim, uyan
Bura Terme'dir.
Terme köprüsünden kamyonlar geçer,
Irgatlar üç orada beş burada konuşurlar
Bir gece başlar, yarı siyah, yarı kırmızı
Cigaramı yakar evime dönerim...
-Gidin gemiler, gidin
Vardığınız yerlere selam edin
Gün olur bütün kaygılardan uzak
Ben de gelirim...
Turgut Uyar
BİR GÜN SABAH SABAH
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, sisler daha kalkmamıştır Haliç ten.
Vapur düdükleri ötmektedir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...
Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş-on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.
Şarkılar söylemişim pencereden.
Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
Biletim üçüncü mevki,
Fakirlik hali.
Lüle taşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana Sapancadan bir sepet elma almışım.
Ver elini haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafifden soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu.
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...
Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
-Kim o dersin uykulu sesinle içerden.
Saçların dağınıkdır, mahmursundur.
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,
Bir sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni,
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç ten.
Fabrika düdükleri ötmektedir.
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, sisler daha kalkmamıştır Haliç ten.
Vapur düdükleri ötmektedir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...
Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş-on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.
Şarkılar söylemişim pencereden.
Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
Biletim üçüncü mevki,
Fakirlik hali.
Lüle taşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana Sapancadan bir sepet elma almışım.
Ver elini haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafifden soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu.
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...
Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
-Kim o dersin uykulu sesinle içerden.
Saçların dağınıkdır, mahmursundur.
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,
Bir sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni,
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç ten.
Fabrika düdükleri ötmektedir.
Turgut Uyar
23 Ekim 2011 Pazar
serencam
bir hüzünlü andır çocuk adımlarından yankılanıp akan ıslak kente
sitemidir / camlarda kalan o ümitli bekleyişin
bakışlarıdır / ağacın yeşilini toplayan amazon ormanlar arasından
dostane bir yaslanıştır dinginlik veren hırçın bir ummana
sancıtır içimizdeki billur ırmakları efsunlaşır şiir ve gölgeler
ve toprak…koklanabilir –can- duruyorsa bir kentin karmaşasında
umut gövertir bir dokunuş beynimizin yangınları çoğalıp duruldukça
bir yara ki ah!.. sızlar gizliden gecenin koynunda biraz naz biraz isyan
umarsız bir serzeniştir -bilinir- gülün bülbüle duyduğu aşk
çok oldu dinlemeyeli yanık bir kavalın nağmelerini faniliğimizden
olsa da dağıtır bir alacaklı rüzgâr dumanlı vadilerden geçirerek yelelerini
bir ağıt başlar ertelenmiş sabahlardan / insana bir insan ağlar ancak
ferda balkaya çetin
ekim / 2011
19 Ekim 2011 Çarşamba
bir şarkılık vals
dinle kalbimin titreyişini
karışır rüzgâra hazin bir vals
şarkılar iletir özleyişini
bahçesini özleyen kız
şiir...
onu var kılan, şairin yaratıcı ruhundan doğan güçlü imgeler.
müzikteki ezgiselliğin sözcüklere yansıması,
Neruda’nın dediği gibi bir şarkı olmasındandır belki de şiirin…
içinde yolumuzu kaybedip sonra kendimizi bulduğumuz bir yer.
yaşamın içindeki an / lardan yüreğimize akan coşkun bir ırmak…,
içinde yolumuzu kaybedip sonra kendimizi bulduğumuz bir yer.
yaşamın içindeki an / lardan yüreğimize akan coşkun bir ırmak…,
bahçesini özleyen kız
18 Ekim 2011 Salı
ÜSTÜ KALSIN
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...
Üstü kalsın...
****************************************************************************** |
TREN
Nereye bu gece vakti? Güzel tren, garip tren?
Düdüğün pek acı geldi,
Hatıra neler getiren.
Çokmudur mendil sallamam;
Her yolcu az çok aşinam,
Haydi, yolun açık olsun;
Geçtiğin köprüler sağlam,
Tüneller aydınlık olsun.
Cahit Sıtkı Tarancı
14 Ekim 2011 Cuma
mor düşünceler...
hep merak ederim güneş
nasıl iner ufuklardan göğün mavisine tutunarak
ve hangi zamanına düşer dönencenin pür-melal
gün bitecektir
nesneler uçuşacak
toprağın kadifesinde buluşacaktır
nazlı bir ırmak ve kum taneleri
bahçesini özleyen kız
nazlı bir ırmak ve kum taneleri
bahçesini özleyen kız
12 Ekim 2011 Çarşamba
Rahatı Kaçan Ağaç
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın.
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsim, rüzgârı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın.
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsim, rüzgârı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.
Melih Cevdet Anday
4 Ekim 2011 Salı
kurutulmuş gül yaprakları ve bir ceviz tanesine sone
sıyrılıp bedeninden tınısına karışmış sesinin / gül yaprakları
çoğalır ıssızlığında mevsimlerin / gün düşlerinde buluşup
kıpırtıları düşer gönlüme gün ağarırken öze tutunmalarının
erguvanları kalır / biraz yeşil biraz da sarınır kahverengiye
nazlı şafaklar sökülür kavuşmalarından mis kokularla
ağır alımlıdır zaman sınar algılarımızı sabrımızı sınar
güzün bitmez gazeli ah ne hüzündür ki o / iner yüreğimize
toprağına binbir bereketle akar nuru sabah ezanlarının
kimbilir kaç gözyaşı damlamıştır iç yangınlarında yaprağına
ama narin ama eşsiz ama kırgın ama bahtiyar
çılgınca renk açardı göğün damarlarından tutunup sevgiliye
söyle ey can kaç ceviz buluşmuştur ki gül yapraklarıyla
nice yağmurlardan ayazlardan kurtarıp tenlerini
düşüp önüne güneşin / hesabını sormadan uzak iklimlerde yaşamanın
ferda balkaya çetin
ekim / 2011
Ceviz Ağacı
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Kız Kardeşimin Türküsü
28 Eylül 2011 Çarşamba
Canım, Sevdiğim, Yüreğim
Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.
Yılmaz Güney
27 Ağustos 2011 Cumartesi

"Yavaş git, ruhum yetişemiyor sana dedim, içimden kopan yolcuya
Dursaydı ağaçların gözyaşlarını dinletecektim
Ruhun sendeyse hâlâ bir ağaca emanet et onu
Dünyaya yalnızca hayvanların ve ağaçların itirazı var
.......
Zeytini dinledim beklemeyi öğrendim, akasyadan gitmeyi,
Vuslatı ceviz ağacından, limonun dediği ayrılığı ve aşkı nardan
Ağaçlar komşumuzun evidir, ruhumuz gülümsüyor avlusundan"
Haydar Ergülen
********************************
küçük iskender
15 Ağustos 2011 Pazartesi
12 Ağustos 2011 Cuma
Can Yücel - Tersten Yaşamak
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel,
Hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mi ?
Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta
sandık içersinde, Herkes karsınızda
saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş
vaziyette.tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı,
Olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir
İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi
Hazır.arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size
maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı
alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev....
Altmışlı yaslara kadar hersek garanti, huzur
içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün
çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın
kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük
veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir
insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda
el pençe divan...vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler
de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade.....aman ne güzel günler başlıyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye
gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya
çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, isi
bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun..." keyfe
bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden,
su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler,
kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi
götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok
artık....
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur,
keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" Diyorlar..
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
bile Temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme
kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde
hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama
giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya
dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir
ortamda yasıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir
hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir
Olayla hayatiniz bitiyor...
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel,
Hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mi ?
Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta
sandık içersinde, Herkes karsınızda
saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş
vaziyette.tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı,
Olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir
İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi
Hazır.arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size
maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı
alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev....
Altmışlı yaslara kadar hersek garanti, huzur
içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün
çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın
kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük
veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir
insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda
el pençe divan...vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler
de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade.....aman ne güzel günler başlıyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye
gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya
çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, isi
bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun..." keyfe
bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden,
su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler,
kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi
götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok
artık....
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur,
keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" Diyorlar..
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
bile Temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme
kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde
hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama
giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya
dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir
ortamda yasıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir
hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir
Olayla hayatiniz bitiyor...
10 Ağustos 2011 Çarşamba
9 Ağustos 2011 Salı
hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor
Hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor
Hiçbir zarf üçbeş satıra
Ne zaman yanyanayız işte o zaman
Doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna.
Hiçbir zarf üçbeş satıra
Ne zaman yanyanayız işte o zaman
Doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna.
Bırakmak bırakılmak demeyelim
Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da
Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
Sanki kış aylarında bir uçurumda.
Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da
Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
Sanki kış aylarında bir uçurumda.
Anlarım sedir ağacının dilinden
Ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da
Hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi
O öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız çocuğuyla.
Ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da
Hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi
O öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız çocuğuyla.
Hepsini biliyorum, hepsi aklımda
Hepsi de hiç kımıldamayan bir duman gibi havada.
Hepsi de hiç kımıldamayan bir duman gibi havada.
Edip Cansever
7 Ağustos 2011 Pazar
AĞAÇLA SARMAŞIK
Burada, bu eski Darüşşifa''da
Birbirine âşık iki genç varmış.
Kızın bulunduğu yer loş bir oda,
Oğlanın kaldığı yer daha darmış.
Her sabah avluda buluşurlarmış,
Doluncaya kadar bir kum saati,
Kızın etrafını periler sarmış,
Oğlanın altında bir sihir atı.
Nihayet bir zaman gelmiş, sıhhati
Düzelmiş bu iki sevdalı gencin
Bir anda kaybolmuş hayatın tadı,
Meğer saadetmiş bu onlar için.
Son defa yan yana gelmiş ikisi,
And içmiş bir daha ayrılmamaya;
Kandırıp bu iki âşık herkesi,
Yeniden girmişler Darüşşifa''ya
En sonda acımış onlara Hızır,
Yaptığı bir iksir varmış kendinin,
Uyuduğu zaman Başhekim, Nazır
İlacına katmış her ikisinin.
İçince iksirden bu iki âşık,
Dünyası değişmiş her iki canın,
Kız bir ağaç olmuş, oğlan sarmaşık,
Issız bahçesinde Darüşşifa''nın.
Ahmet Kutsi Tecer
Edirne /1957
19 Temmuz 2011 Salı
14 Temmuz 2011 Perşembe
sevgiye dair...
13 Temmuz 2011 Çarşamba
geceydi
savruluyordu şehrin yıldızları
nehr'olup akan zaman üzerine
ruhum dökülüyordu tebessümlerden
geceydi
bir bahar ışıltısı gibiydi gözlerin
denk düşüyor düşlerimin rengine
uçuşuyordu saçlarım kendiliğinden
geceydi
bir orman derinliğindeyken kelimeler
yemyeşil akıyor şiir ayın aksine
ellerim büyüyordu bedeninden
geceydi
usulca karışıyordu toprağa ılık bir ten
usulca karışıyordu toprağa ılık bir ten
ve yağmur yağıyor kar çiçeklerine
gün ışığı sızıyordu penceremden
13 temmuz 2011
ferda balkaya çetin
10 Temmuz 2011 Pazar
4 Temmuz 2011 Pazartesi
27 Haziran 2011 Pazartesi
Gelmiş Bulundum
Ben mişim—neymiş?—su sesiymiş
Oymuş—cam kırıkları gibi gövdemi yakan—
Yanağında sardunya kokusuyla yazdan
Kimmiş o gelen ya giden kimmiş
Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.
Güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi
Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan
Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan
Kim koparmış dalından bu yabani incirleri
Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri
Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.
Yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan
Bir kaya, bir ot, bir akarsu
Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu
Ki bütün ölüleri sığa çıkaran
Ve kenti bir ölüm derinliğine salan
Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.
Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
Söylesin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.
Haydar Ergülen
***
"Ben eğilmem gündüz ama,
Geceleri kanatırım kendimi."
Metin Altıok
***
"Ben eğilmem gündüz ama,
Geceleri kanatırım kendimi."
Metin Altıok
26 Haziran 2011 Pazar
"Güçtür!" dese de ŞAİR, "Mutluluk resmi yapmak..."
Mutluluğun resmini çocuklar yapar ancak!
Sevdakâr ÇELİK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



































